Koca Yusuf

Yazdır

kurt dereli

SINIRLARI AŞIP BATIYI DİZE GETİREN

DÜNYAYI TİTRETEN

DEMİR KUŞAKLI CİHAN PEHLİVANLARI:

Koca Yusuf, Adalı Halil, Kurtdereli Mehmet, Kara Ahmet, Kızılcıklı Mahmut ve bütün Türk Kahramanları…

 

 

 

DÜNYAYI DİZE GETİREN TÜRK:

KOCA YUSUF

 

 

ÖLÜM YERİ, ATLANTİK OKYANUSU…

 

 

 

 

 

Doğum tarihi

1857

Doğum yeri

Şumnu, Bulgaristan

Ölüm tarihi

4 Temmuz 1898

Ölüm yeri

Atlantik Okyanusu

“Koca Yusuf, Yusuf İsmail, Korkunç Türk…” Deliormanlı efsanevi Türk güreşçidir. Mindere çıkan ve grekoromen güreşi yapan ilk Türk pehlivanıdır. 1885 yılında Kırkpınar başpehlivanı olmuş; 1894 yılından itibaren Avrupa ve ABD'de devrin en ünlü güreşçileri ile güreşmiştir. New York'taki 20 bin kişilik Madison Square Garden'da minderlere çıkan ilk güreşçimiz Koca Yusuf'tur.

Güreşin efsanevi isimlerinden Yusuf, iri gövdesi, güreş becerisi, gücü ve sporcu ahlakı ile "Koca" lakabını almıştır. Dünyada “Terrible Turk” (Korkunç Türk-Müthiş Türk) olarak tanındı. Kendisinden sonra başka Türk güreşçiler de bu ünvanı kullandılar. 1900 yılında Rıza Tevfik 'Güreşte Avrupa Usulü ile Türk Usulü arasındaki Fark ve Müşahebet’ başlıklı yazısında, kendisinden Koca Yusuf diye bahsedince yurtta bu isimle anılmaya başlanmıştır

Koca Yusuf, bugün Bulgaristan sınırlarında yer alan Şumnu Kasabası'nın Karalar Köyü'nde dünyaya geldi. Doğum tarihi tam olarak bilinmese de İsveç güreş tarihçisi William Baster'a göre 1857’dir. Babasının adı İsmail'dir. Çocukluğu, ırkçılık hareketleri nedeniyle Bulgarların Türk köylerini bastığı bir ortamda geçti.

Koca Yusuf dönemin ünlü pehlivanlarından Nasuhçulu Kel İsmail Pehlivan ve Pomak Osman tarafından yetiştirildi. Kırkpınar tarihinde 26 yıl boyunca üstüste başpehlivanlığı elinde bulunduran ve Sultan Abdülaziz'in başpehlivanı olan Kel Aliço ile 1885 yılında güreşti ve berabere kaldı. Bu karşılaşma sonucu ondan ülkenin başpehlivanlığı ünvanını aldı. Kel Aliço'nun çırağı olan ve 18 yıl Kırkpınar başpehlivanlığını elinde bulunduran Adalı Halil'i iki kez ardı ardına yendi. Sultan Abdülaziz, Sultan 5. Murat ve Sultan 2. Abdülhamit döneminde pek çok güreş yaptı.

Fransa'da 3 yıl kaldı (1894-1897). Bu dönemde güreştiği ve döneminin önemli sporcuları olan Olsen, Pons, Fournier'i yendi. Gambier, Raul, Rum güreşçi Antonio Pierri ve İngiliz güreşçi Tom Cannon'u da yendikten sonra Avrupa’da rakip bulamaz hale geldi.

ABD'de yaptığı 33 karşılaşmada yendiği sporcular arasında George Bothner, Ewan Lewis, Dan McLeod, Tom Jenkins vardır. Şikago’da bir karşılaşmada dünya şampiyonu Evan Lewis’i üst üste iki defa yendi. 26 Mart 1898'de Ernest Roeber ile Madison Square Garden'da yaptığı maçta rakibini ringden dışarı atması, Roeber'in öldüğünü düşünen seyircilerin ayaklanmasına ve Yusuf'a karşı linç girişimine sebep oldu. Söz konusu maç, spor yazarı Walter Camp tarafından kaleme alınan 1907 tarihli "The Substitue: A Football Story" adlı romanda anlatılmıştır. Yaptığı güreşlerde yenilmemesi ve heybeti dolayısıyla ABD’de kendisine ‘Müthiş Türk’ ünvanı verildi.

Türkiye'ye dönmek üzere 21 Mayıs 1898'de Fransız bandıralı La Bourgogne transatlantiği ile yola çıkan Koca Yusuf, bindiği geminin 4 Temmuz sabahı New York'un kuzeydoğusundaki Sable Adası'nın 60 mil açıklarında İngiltere bandıralı Cromartyshire şilebiyle çarpışıp batması sonucu yolcular ve mürettebatla birlikte boğularak öldü.

Ölümünden sonra adı, şu anda Türkiye Denizcilik İşletmelerine bağlı, Haliç Tersanesinde bulunan 40 Tonluk bir yüzer vince verilmiştir. 2001 yılında basılan Bin Yılın Türkleri Hâtıra Para Serisi'nde Koca Yusuf portreli hâtıra para yer almıştır. Hayatı, gazeteci-yazar Halil Delice tarafından "Cihan'ı Titreten Türk Koca Yusuf. Yalnızca Güle Yenildi" (2005) adıyla kitaplaştırılmıştır.

Koca Yusuf’un cesedinin Atlas Okyanusu’nda kaybolduğu sanılmaktadır. Ancak şair Sunay Akın’ın Önce Çocuklar ve Kadınlar adlı kitabının “Okyanusa Yenilen Güreşçi” başlıklı bölümünde Azor Adaları'nda mezarının bulunduğu iddiasına yer verilmiştir. Kaza sonrasında civar adalara vuran gemi yolcularına ait 20 cesetten pek heybetli değişik kılıklı olanının Koca Yusuf olabileceğini iddia eden yazar, cesedin adadaki kilisenin mezarlığına defnedildiğini belirtmiştir.

 

EMSALSİZ BİR HAYAT, DRAMATİK BİR SON

GERÇEK EFSANE

 

Henüz yürümeğe başladığı andan itibaren akranlarıyla kapışarak pehlivanlığa ilk adımı atan yiğitlerimiz, büyüdükçe ustaların nezareti altında güreş dersi alarak er meydanına hazırlanmıştır. Devrin hâkim havası altında, sağlam bir dinî ve millî kültür alan pehlivanlar, mertlik, yiğitlik, pehlivanlık yarışıı yapmayı en büyük zevk kabul etmiştir. Devrin insanlarının en büyük eğlencesi de bu yiğitlerin güreşlerini seyretmekti.
Asırlardır harp meydanlarında gayr-i müslimlerle karşılaşmış yiğitlerimiz, ilk defa 19. asırda, sulh zamanında "diyâr-ı firengistan"da gayr-ı müslim pehlivanlarla karşılaşmışlardır. Avrupa ve Amerika'da güreşerek dünyaya nam salan pehlivanlarımızın en meşhuru Koca Yusuf tur.
Yusuf, ulemâların "darül harp"te güreş tutmanın ve Müslümanların maddeten de güçlü olduklarını isbat etmenin de bir cihad olduğu yolunda beyanlarının da etkisiyle Avrupa ve Amerika'ya gitmiş, oralardaki bütün meşhur pehlivanların sırtını yere vurarak cihan pehlivanı unvanını almıştır.
Usta pehlivan kâmil insan
Yusuf, çevikliği, kuvveti, ustalığının yanı sıra; açık sözlülüğü, mertliği ve manevi hassasiyetiyle de dikkatleri çekmektedir. Yirmi yaşına geldiğinde kendisine idman verecek pehlivan bulamayan Koca Yusuf çoğu vakit tek başına çalışmaktadır.
Yusuf, koca koca kütükleri kaldırmakta, bu kütükleri kucağına alarak taşımaktadır. Her gün yüksek dağlara inip çıkan, koşan, temiz havayı ciğerlerine dolduran Yusuf, duvar idmanı yapmakta, çamur yoğurarak parmaklarını ve bileklerini kuvvetlendirmektedir.
Aliço’nun takdirini kazandı
Koca Yusuf yirmi yaşında iken 1885 yılında, 26 senedir Kırkpınar Başpehlivanlığını elinde bulunduran Aliço ile berabere kalmış, Aliço da sonrasında Koca Yusuf un "başpehlivanlığa" layık bir yiğit olduğunu kabul ederek başpehlivanlığı devretmiştir. Bu tarihten itibaren Yusuf Türkiye'nin başpehlivanıdır. Karşısına çıkan hiçbir pehlivan kendisinden bu unvanı almaya muvaffak olamamıştır. Devrin meşhur pehlivanları; Adalı Halil, Kara Ahmet, Katrancı, Karagöz Ali, Memiş, Filiz Nurullah, Kurtdereli Mehmet ve Hergeleci İbrahim, Koca Yusuf la kapışmışlar, hepsi de Yusuf un kendilerinden üstün pehlivan olduğunu kabul etmişlerdir...
Er meydanında kıran kırana güreş yapılmaktadır. Zamana sınırlama yoktur. Mesela 1890'da Koca Yusuf’la Adalı beş saat güreşmişler, fakat herhangi bir netice alamamışlardır.
Avrupa Türk görsün!
Türkiye'nin en kuvvetli adamı kabul edilen Yusuf, Fransız sirk cambazı Doublier'in dikkatini çeker ve Yusuf u Avrupa'ya götürerek güreştirmek bu sayede para kazanmak ister. Meseleyi Koca Yusuf a açtığında ilk başlarda kabul etmeyen Yusuf, bilahare parayı pulu aklına getirmeden, sadece "keferelerin sırtını yere vurmak" ve Müslümanların kuvvet bakımından da üstün olduklarını isbatlamak için Avrupa'ya gitmeğe razı olur.
Avrupalılar o devirde serbest güreşin yabancısı olduğundan Koca Yusuf grekoromen güreşi dersi alır. 1895'te Fransa'ya gider. Yusuf, antrenmanda bile olsa içerisinde yenişme olmayan güreşi kabul etmemekte, karşısındaki rakibini tutar tutmaz yere sermektedir.
Fransa'ya giden Yusuf’un nâmı kısa zamanda bütün Avrupa'da duyulmaya başlamıştır. Yusuf peşpeşe yaptığı güreşlerde rakiplerini bir dakika bile beklemeden tuşlamaktadır.
Fransa'nın meşhur güreşçileri, Fenelon, Furnier, Dumont, Pol Pons, Sabes ve Feliks Bernard'ı Fransızları hayrette düşürecek kadar kısa zamanda yener. Mesela Dünya şampiyonu diye tanınan Sabes'i dört saniyede tuş eder.
Yusufun rakiplerini nasıl yendiğini anlamaya bile vakit bulamayan seyirciler güreşlerin uzatılmasını istemektedirler. Yusuf ise böyle bir teklifi şiddetle reddetmektedir. Menacerleri Yusuf’tan yavaş güreşmesini rica ederler. Yusuf bu teklifi kabul eder. Fakat Yusuf rakipleriyle bir-iki dakika oynadıktan sonra kâfi bulmakta ve sırtlarım yere vurmaktadır. Çaresiz kalan organizatörler Yusuf’un karşısına peş peşe iki güreşçi çıkarırlar ve iki güreşçinin yirmi dakika dayanması halinde büyük para vâdederler. Ne var ki Yusuf kendisiyle peş peşe güreşen Gambier ve Raul gibi meşhur güreşçileri de yirmi dakika dolmadan tuşlar. Yusuf, karşısına çıkan mağrur Rum Pierri ve İngiliz Tom Cannon'u da kısa zamanda tuş eder.
Türk’e Türk rakip
Avrupalı organizatörler, bu müthiş pehlivanı ancak bir Müslüman Türk pehlivanının yenebileceğine kanaat getirerek Türkiye'den Hergeleci İbrahim'i getirirler. Fransa'da karşı karşıya gelen Koca Yusuf la Hergeleci, Avrupalıları hayrette bırakan müthiş bir güreş sergiler. Anlaşmalarına göre güreş Türkiye'deki gibi serbest ve kıran kırana olacaktır.
Güreş süratle devam ederken Yusuf, Hergeleci'ye boyunduruk takar, Hergeleci’nin burnundan kan akmağa başlar. Telaşlanan hakemler güreşi durdurup Hergeleci'ye bir şikayeti olup olmadığını sorarlar. Şaşıran Hergeleci burnundan devamlı akan kana aldırış etmeksizin; "Neden ola ki? İşte pekâla güreşip duruyoruz" der.
Oynaş güreşe alışmış Avrupalılar’ın şaşkın bakışları arasında bir nâra savuran Koca Yusuf, bu defa Hergeleciyi Kurt kapanına alır. Hergeleci'nin boğulduğunu zanneden seyirciler telaşlanırlar, kadınlar bağrışmaya, ağlaşmaya başlar. Jüri heyeti ayrılmalarını ister. Yusuf aldırış etmez. Birkaç kişi Yusuf’u çeker yine de ayıramazlar. Bu defa sopalarla, bastonlarla Yusuf’un sırtına, kafasına vurmağa başlarlar. Neticede ayrılan pehlivanlar berabere ilan edilir. Her iki pehlivanımız da neticeden memnun değildir. Yusuf; "Ne güzel güreşiyorduk" derken Hergeleci; "Bizde erkek güleşir, kadın ağlar; ama asla güreşi bırakın demez" ifadeleriyle kırgınlığını ortaya koymaktadır.
Amerikalı da dayanamaz
Fransızlar Yusuf’u yendirmek için Amerika'dan zincirkıran lâkaplı Leitner'i getirtirler. Ne var ki Yusuf Leitner'i de kısa zamanda tuş eder. Fransa'da karşısına çıkacak rakip bulamayan Yusuf sıkılmağa başlar. Onu en fazla organizatörlerin davranışları üzmektedir. Yusuf’un paraya pula metelik vermediğini bilen organizatörler onun sırtından büyük servetler elde ederken Yusuf a çok az pay vermektedirler. Yusuf buna da aldırış etmez. Fakat inancına göz dikilmesi Yusuf u çileden çıkarır.
Güreşirken tesettüre riayet eden ve diz kapaklarını örten şortla güreş tutan Yusuf hususi hayatında da dinî inançlarına son derece bağlıdır. Namazlarını düzenli olarak kılmaktadır. Yemeklerinin piştiği kaplarda daha önce domuz yağı ve etiyle yemek pişmiş olması ihtimalini göz önünde bulunduran Yusuf önceden bu kapları iyice yıkatmakta ve yemeklerin pişmesine bizzat nezaret etmektedir. Yusuf’un davranışları hayretle karşılanmaktadır. İngiliz Torna Cannon, "Meğer sizin Yusuf’un ahlâkı da gövdesinin kuvveti kadar yamanmış" demektedir. Fransa'daki ve civardan gelen bütün meşhur güreşçileri yenen Yusuf kendisine yapılan teklifi kabul ederek Amerika'ya gider.
Koca Yusuf Amerika'da
Amerikan basını Koca Yusuf’un gelişine büyük ehemmiyet vermiş ve yaptıkları neşriyatlarla Yusuf’u methetmişlerdir. Gazeteler aynı zamanda Yusuf’un meydan okumasına cevap vermeyen Amerika'lı güreşçilerle de alay etmektedir.
"Güreş âleminin İskender'i, Napolyon'u geldi" diyen Amerikan basını Yusuf tan şöyle bahsetmektedir: "Tırnağının ucuna kadar namuslu bir adam ve ne miktar olursa olsun para onu satın alıp canbazlık yaptıramaz."
"Bizim sporculara pek tuhaf gelecek bir gerçek var. Bu Türk paraya hiç önem vermiyor."
"Yusuf geldi. Güreş etmek istiyor ve isteğinde gayet samimi. Parasını da yatırdı. Gelgelelim karşısına çıkacak Amerikalı bulunmuyor. Bundan çıkan mânâ, bizimkilerin müthiş ziyaretçinin kuvvetinden ürktükleridir."
"Müthiş Türk Yusuf, maçlarını New York'a gelmeden evvel ayarlamadığı ve güreş etmek istediğini uluorta söylediği için hata etmiştir. Böyle bir açıklama Amerikalı güreşçileri paniğe uğratmak için kâfiydi. Anlaşıldığına göre, şimdiye kadar şampiyonuz diye poz veren adamlar, Türk bu memlekette kaldıkça meydana çıkmayacaklar."
Güreşmek ümidiyle Amerika'ya gelen Yusuf her sabah organizatörlere; "Bugün güreşecek miyim" diye sormaktadır.
Yusuf’un karşısına çıkacak güreşçi bulamayan organizatörler nihayet akıllarınca bir çare bulurlar. Yusuf’un karşısına peş peşe beş güreşçi çıkacaktır. Ne var ki, Yusuf birincisinin sırtını yere serince, diğer dört güreşçi mindere çıkmaktan vazgeçerek organizatörleri hayal kırıklığına uğratırlar.
Bir diğer çare olarak, Yusuf’a beş dakika dayanana yüz dolar vâdedilir. Bu da netice vermez. Çünkü hiçbir güreşçi Yusuf’un karşısında beş dakika dayanamamaktadır.
Yusuf kendisine meydan okuyan, "Amerikan şampiyonu" unvanlı Robert'le güreşir. Ancak iki dakika boyunca Yusuf’un eline geçmemek için devamlı kaçan Robert yakalanacağını anlayınca minderden aşağı atlar. Çok kızan Yusuf salonda bulunan on bin kişiyi kendisiyle güreşe davet eder. Müteakip güreşinde Yusuf, Robert'i perişan ederek yener.
Yusuf’un Amerika'daki meşhur güreşlerinden birisi de John F.Mc. Cormick ile yaptığı güreştir. Anlaşmaya göre Yusuf, Mc.Cormick'i bir saat içinde üç defa tuş yapacak, yapamadığı takdirde mağlup sayılacaktır. Güreş başladıktan yedi dakika sonra Yusuf üç tuşu da yapmıştır...
1898'de Amerika'da fırtına gibi esen Yusuf Amerika turuna çıkar ve her gittiği yerde rakiplerini perişan eder. Zaman olur 41 derece ateşle güreşir.
Yusuf kendisine meydan okuyan ve esip savuran Rum Heraklides'i perişan eder. Rumla yaptığı güreşlerin birincisinde 47 saniyede, ikincisinde ise 23 saniyede tuş yaparak Rum'un mağrur burnunu yere sürter.
Yusuf Amerika'da son maçını serbest güreş dünya şampiyonu Lewis ile yapmıştır. Chicago'da yapılan güreşte Lewis'i üst üste iki defa yenmiştir.
Yaptığı bütün karşılaşmalarda, dininin, vatanının, milletinin şânını düşünen Yusuf, devamlı galip gelmiştir. Batılılar kendisine "yenilmez Türk" ünvanını takmışlardır.
Vatan hasreti ile son yolculuk…
Yusuf’un gözünde kazandığı paraların ehemmiyeti yoktur. O artık vatanını, ailesini özlemiştir. Yusuf kalan ömrünün iki çocuğu ve ailesiyle birlikte, Eyüb Sultan civannda alacağı bahçeli bir evde ibadet yaparak geçirmek istemektedir.
Vatan hasretine dayanamayan Yusuf, New York'tan 21 Mayıs 1898'de Fransız bandıralı da Bourgogne Transatlantiği'ne binerek yola çıkar. Ne var ki ecel onu okyanusta beklemektedir. Bindiği gemi sis yüzünden İrlanda bandıralı Crmartyshire gemisiyle çarpışır.
Geminin battığını gören Yusuf abdest alarak iki rekat namaz kılar. Daha sonra bir filikaya binmek üzere denize atlar. Ne var ki can telaşına düşen tayfalar ve yolcular Yusuf’un binmesiyle batacaklarından ürkerek, onun filikaya binmesini engeller. Yusuf’un mengene gibi kayığın kenarına yapışan elini kürek darbeleriyle sökemeyince balta ile bileklerine vururlar. Bunun üzerine Yusuf 5 Haziran 1898'de boğularak ruhunu Allah’a teslim eder…

 

 

Koca Yusuf dünyaya örnek bir sporcu


Özbay Güven*, Koca Yusuf’un, kuvvetli olduğu kadar ahlâklı bir güreşçi olduğunu da kaydeder: “Osmanlı’da sporcuların birbirleriyle olan ilişkileri bugün örnek alınmalı. Çünkü bu sporculardaki erdem, ahlak, birbirlerine karşı saygı ve sevgi takdire şayandır. Bunu da örnekle açıklayayım. Koca Yusuf çok kuvvetli bir pehlivandır, Kurtdereli’den 13 yaş büyüktür. Gelibolu Mevlevi Şeyhi Mustafa Daniş Efendi 23 Ağustos 1894 günü yaptıracağı güreşe Koca Yusuf, Kurtdereli, Adalı Halil ve Katrancı gibi ünlü başpehlivanları çağırmıştı. Baş güreşinde Koca Yusuf, Kurtdereli’yi ezmeden kucaklayıp ayaklarını yerden keserek yendi. Koca Yusuf, ödülünün iki beşibirliğini de Kurtdereli Mehmet Pehlivan’a verdi. Ağabey nasihatleriyle de Kurtdereli’yi himayesine aldı. Nitekim, yakın civardaki ikinci büyük güreşe bilerek gitmedi ve meydanı Kurtdereli’ye bıraktı. Kurtdereli de ödül olarak konan tüylü deveyi kazandı. Bu hadiseden şunu anlıyoruz. Koca Yusuf, her güreşe gitse, önüne geleni yense pehlivan yetişmez. Güreşe hevesli ve kabiliyetli gençlerin yetişmesi için usta bir pehlivan kendi kazancından ödün vererek yeni nesillerin yetişmesini teşvik ediyor. Bu bağlamda pehlivanlığın hem vücutça, hem de ahlâken güçlü olduğu anlaşılıyor. Koca Yusuf’un centilmenlik ve teşvik edici davranışları spor ahlâkı açısından oldukça anlamlıdır. Bu yüzden Koca Yusuf dünya çapında namusuyla ün salmış bir pehlivandı. The World gazetesinin 21.2.1898 tarihli nüshasında aynen şöyle bir yazı kaleme alınmıştır: ‘Tırnağının ucuna kadar namuslu bir adam. Ne miktar olursa olsun para onu satın alıp canbazlık yaptıramaz. Yusuf’la Amerikalı güreşçiler arasında düzenlenecek bir seri maç bu cazip spora ilgiyi yeniden canlandırmak için çok faydalı olacaktır’. Bu cümleler dünya spor tarihinde eşsiz bir yer almasına yeterlidir”. * Prof. Dr. Özbay Güven. Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu Öğretim Üyesi. Aksiyon Dergisi, Sayı:259. 1999.

Amerika’da bir ‘Türk Arslanı’

Adalı Halil

 

Edirne'nin Adaiçi bölgesindeki Kilise köyünde doğdu. Babası Kara Mehmed de meşhur bir pehlivandı. Adalı Halil, babasının teşvikiyle daha küçük yaşta güreşe başladı ve ilk güreş derslerini babasından aldı. Sonra Kırkpınar’da 26 sene başpehlivan olan meşhur Aliço'ya çırak oldu. Ondan güreşin bütün inceliklerini öğrendi. 1.98 boyunda, 130-135 kilo ağırlığında, devrinin iri pehlivanlarından idi. Koca Yusuf ve Kurtdereli gibi yağlı güreşin ustalarıyla karşılaştı.

Kurtdereli Mehmed Pehlivan'la beraber Avrupa’ya gidip, orada karşılaştığı bütün rakiplerini çok kısa zamanlarda yendi. Avrupa’da yenmedik rakip kalmayınca Amerika’ya geçti. Orada da bütün rakiplerini kısa zamanda yendi ve “Türk arslanı” diye anılmaya başladı. Hatta bir tanesinin kaburgalarını kırması üzerine halk galeyana gelmiş, ellerinden güç kurtulmuştur. Yurda döndükten sonra kazandığı Kırkpınar başpehlivanlığını 18 yıl korumuştur.

Edirne’de 1927 yılında vefat eden Adalı Halil’in kabri, Kasımpaşa Camii önünde bulunmaktadır. An’anevi Kırkpınar güreşlerine katılan pehlivanların, güreş başlamadan önce Adalı Halil’in kabrini ziyaret etmeleri gelenek halini almıştır.

 

Türk milletinin gücünü arkasına alan pehlivan

 KURTDERELİ MEHMET

Türk güreşinin en büyük adlarından biri olan Kurtdereli Mehmet Pehlivan, Deliorman'da dünyaya gelmiş, sonra Balıkesir'in Kurtdereli köyüne yerleşmişti. İlk kez Koca Yusuf'la güreşerek ün yapmıştı. Koca Yusuf onda yetenek gördüğünden güreşi yarım bırakmış, ödülü de ona vermişti. Padişah II. Abdülhamid döneminde Batıya giden pehlivanlar arasında yer alan Kurtdereli, yurtdışında büyük başarılar kazanmış, dünya şampiyonu olmuştu. Son kez 1911'de İstanbul'da şampiyon olan Kurtdereli, 11 Nisan 1939 günü Balıkesir’de 75 yaşında ebediyete göçtü.

Kurtdereli Mehmet Pehlivan 1.95 boyundaydı. Zamanının tüm ünlü güreşçileri ile güreşti. Fransa, Britanya, Hollanda ve Amerika gibi ülkelere seyahat etti ve bu ülkelerde yaptığı güreşlerde hiç yenilmedi. Kurtdereli'yi Adapazarlı Cinci Hoca yetiştirmiştir. Devrin meşhur pehlivanları Koca Yusuf, Adalı Halil, Ahmet Kara, Katrancı, Karagöz Ali, Memiş, Filiz Nurullah ve Hergeleci İbrahim ile güreşleri olmuştur. Kırkpınar başpehlivanlığı bulunmaktadır.


Atatürk ve Kurtdereli
Avrupa'da, gençliğinde yaptığı güreşleri anlattı. İşte, bu görüşmeler sırasında Kurtdereli Mehmet Pehlivan bu başarılarının sırrını öğrenmek için kendisiyle konuşanlara, baştanbaşa mücadele ve başarılarla dolu geçmişini anlatırken, birbirini kovalayan büyük zaferlerinin sırrını şöyle açıklamıştı:
" ....Güreşirken bütün Türk milletini arkamda hisseder ve onun şerefini korumak için herşeyi yapardım. Ve sanki bütün Türk milletinin kuvvetinin arkamdan dayandığını hissederdim."
Bunun üzerine, Atatürk'ün yazdığı ve Türk sporu için bir direktif niteliğinde olan, onun üstün kişiliğini ve üstün görüşünü yansıtan bu mektup şöyledir:
Kurtdereli Mehmet Pehlivan’a (Ankara 12.11.1931)
Seni cihanda ün almış bir Türk pehlivanı olarak tanıdım. Parlak muvaffakiyetlerinin (başarılarının) sırrını şu sözlerle izah ettiğini de öğrendim: "Ben her güreşte arkamda Türk milletinin bulunduğunu ve millet şerefini düşünürdüm."Bu dediğini en az yaptıkların kadar beğendim. Onun için senin bu değerli sözünü Türk sporcularına bir meslek düsturu olarak kaydediyorum. Bununla, senden ve sözlerinden ne kadar memnun olduğumu anlarsın.
Çoluk çocuğun için sana ufak bir armağan gönderiyorum. O, bu mektubumla beraberdir.
Pehlivan ömrünün tam sağlıkla uzun sürmesini dilerim.

GAZİ MUSTAFA KEMAL

 

 

İlk Dünya Şampiyonumuz


KARA AHMET

Kara Ahmet, 1870’de, bugün Bulgaristan sınırları içinde bulunan Deliorman'ın Razgrad şehrindeki Omurbey köyünde doğdu. Küçük yaşta güreşe başladı. Döneminin ünlü pehlivanlarından Hergeleci İbrahim'in çırağı olarak yetişti. Kuvveti ve güreş yeteneği sayesinde kısa zamanda adını duyurdu. Hayatının en başarılı güreşlerini yurt dışında yaptı. 1.80 boy ve 100 kilo ağırlığındaydı.

Teninin koyu esmer oluşundan dolayı Kara Ahmet diye ünlendi. 19 yaşında başa soyundu. Bursa’da bir güreş sırasında Prens Abbas Halim Paşa’nın dikkatini çekti. Paşanın çağrılısı olarak İstanbul’a gitti. Dönemin ünlü pehlivanı Hergeleci İbrahim’den ders aldı. Güreş zekâsı ve aşırı gücüyle kısa zamanda ünlendi. Ustası Hergeleci İbrahim ile ilk kez 1897’de gittiği Avrupa’da tüm güreşleri kazandı. 1899’da 20. yüzyıla giriş onuruna Paris’te düzenlenen uluslararası fuarda yapılan “Dünya Şampiyonluğu” güreşlerine katıldı. Dünyanın en seçkin pehlivanlarını peşpeşe yenerek, “ilk resmi dünya şampiyonluğunu kazanan Türk pehlivanı” oldu. Bu arada Paris’te tanıştığı Jüliette isimli bir genç kızın Müslümanlığı kabul etmesi üzerine onunla evlendi. Paris dönüşü 2. Abdülhamid tarafından huzura kabul edilerek, altın “Osmanlı Nişanı” ile ödüllendirildi.

Ali Gümüş*, ilk dünya şampiyonumuz efsanevî güreşçi Kara Ahmet’i şu şekilde anlatır: “Ben, Kara Ahmet'i Suyolcu Mehmet Pehlivan'ın oğlu Kırkpınar Başhakemi Mazhar Özpınar'la, Dinarlı Mehmet'ten dinlemiştim. Dinarlı'nın babası Yusuf Hüseyin Pehlivan, yıllarca ABD'de güreşmiş, Kara Ahmet'i yakından tanımıştı. 1870 yılında Deliorman'ın Hazergrad kasabasında doğan Kara Ahmet, Paris'te dünya şampiyonluğuna ulaşmasına, ilk altın sporcumuz olmasına rağmen adı halk arasında dolaşır, sporumuzu yönetenlerce bilinmez. Bilinseydi birgün bir vesile ile anılırdı. "Desbonnet" adındaki bir Fransız "Güreş Kralları" (Les Rois de la Lutte) isimli eserinde Kara Ahmet'i şöyle tarif eder: "Geniş ve daimi bir tebessümle aydınlanan yüzü çok sevimliydi. Bu son derece değerli Türk güreşçisi sadece teknik bilgisiyle değil dayanıklılığıyla da takdir toplamıştı..."                                                                

Kültürümüze en unutulmaz hizmetleri yapan tarihçilerden biri sayılan Reşat Ekrem Koçu birgün bana: "Güreşi çok seviyorsun bunun için sana bir armağan vermek isterim" dedikten sonra, bir paket uzatmıştı (1973). Bu paketi açınca, içinde Kara Ahmet'in fotoğraflarıyla Servet Gazetesi'nin 1899 tarihli nüshasını gördüm. 10 para'ya satılan ve Fransızca yayımlanan bu gazetenin manşetinde "Kara Ahmet'in Dünya Şampiyonu olduğu" duyuruluyordu ki, bana bundan daha değerli bir armağan verilemezdi. Fransa'da "Karamel" adıyla namlanan Kara Ahmet, yağlı ve serbest güreşin ustası olmasına rağmen yurt dışında grekoromen yaptı ve Dünya Şampiyonluğunu kazandı.

Komşumuz Bulgaristan'da yıllar yılı Nikola Petrov adına güreşler düzenlenir. İşte bu Bulgar pehlivanını Kara Ahmet, ilkinde 58, ikincisinde ise sadece 12 dakikada tuşlamış bir değerdir. Polonyalı Zibisko, Alman Wilhelm, İngiliz Canon ki bunlar o çağın devleriydi, Kara Ahmet'in karşısında duramadılar. Meşhur Rus Polyo da O'ndan ağzının payını aldı. Razgrad'ın İslopol köyünde doğan Hergeleci İbrahim'in çırağı, 12 Aralık 1899 tarihinde Paris'te Dünya Şampiyonluğuna ulaşınca altın madalya ve 3 bin Frank para ödülü ile armağanlandırıldı. Orada Jannet adında bir Fransız kızı Ahmet'e abayı yaktı "Ayşe Zarife" adını alarak Müslüman oldu ve evlendiler. Bu müthiş adam 24 Mayıs 1902'de 32 yaşında aramızdan ayrıldı. Rahat uyusun.

Kara Ahmet'in ustasının lâkabı "Hergeleci" yani "At Çobanı" idi. O dönemlerde insanların tankı, otomobili herşeyi "at"tı ve "At Çobanları" koyun, keçi, tavuk ve büyükbaş hayvanların çobanlığından çok daha üstün tutulurdu. Hergeleci İbrahim, Rumeli ağzıyla "İbraam Pelvan" sadece 80 kilo olmasına rağmen Koca Yusuf'a pes etmemekle de namlıdır. Onları Paris'te kapıştırırlar. Koca Yusuf, Hergeleci'ye "Kemane" çekerken İbraam Pelvan'ın ağzından kan geldiğini gören Fransız güreşçi Paul Pons, mindere fırlayıp Yusuf'un sırtına sopayla vurur, müsabaka durur. O zaman Hergeleci, seyircilere dönerek şu açıklamayı yapar: "-Abe ne korkarsınız! Bizde erkekler güreşirken kadınlar ağlar. Öyle çıtkırıldım kapışma olmaz!"

Kara Ahmet, Aksaray Yeşil Tulumba Sokağı'ndaki kahvede nargile çekerken kalp krizi geçirerek fani dünyadan ayrıldı.” * Ali Gümüş. Gazeteci, Yazar.

 

 

Amerika ve Avrupa’ya Nam Salan Son Türk Pehlivanı…

Kızılcıklı Mahmut Pehlivan


Cihana Türkün gücünü gösteren, Er Meydanı Kırkpınar’da güreştikleri dönemlerde sırtı yere getirilemeyen gerçek kahraman. Cihan Pehlivanı…

Eski Dünya Şampiyonumuz, Kızılcıklı Mahmut Pehlivan 1880 yılında Deliorman Bölgesi’nde Silistre’nin Kızılcık Köyü’nde doğmuş. 1929 yılında Anavatan’a hicretle Eskişehir’e yerleşmiş. Efsanevi gücü ve güreşleri ile tanınır. Nakkaşlı Eyüp, Kara Emin, Sebeblili Hüseyin, Madaralı Ahmet gibi döneminin pehlivanlarıyla güreşmiş. 1908, 1909, 1919, 1922 yıllarında Amerika'da yaptığı bütün güreşleri, ayrıca Paris'te yaptığı 27 güreşi galibiyetle bitirmiş, ünü dünyaya yayılmıştır. Cumhuriyet öncesi dönemde Kırkpınar'da başpehlivanlık almıştır. 1931 yılında vefat eden Kızılcıklı Mahmut’un kabri, Eskişehir Tepebaşı İlçesi’ndeki Zincirlikuyu Mezarlığı’ndadır.


Makarnacı Halil, Adalı Halil
Yardımcımız olsun Hazreti Celil,
Kızılcıklı Mahmut, tarihte delil
Bak bu meydan bir pehlivan arıyor

(Ozan Dertli Polat)

M. Sami Karayel, Kızılcıklı Mahmut adlı kitabında Kızılcıklı’yı şöyle anlatır:

“Kızılcıklı Mahmut, aslen Deliorman Türkleri’ndendir. Muhacir olarak Anadolu’ya göçmüş bir ailenin evlâdıdır. Avrupa’da ve Amerika’da ve memleketimize dönen Kızılcıklı’yı adım adım takip ettim. Kızılcıklı, uzun boylu, kara yağız, adaleli, ense kulak yerinde, sert ve kavi pençeli bir gençti.

Amerika ve Avrupa’ya Nam Salan Son Türk Pehlivanı

Koca Yusuf, Kara Ahmet, Kurtdereli ve Adalı’dan sonra Avrupa ve Amerika’da Türk pehlivanlığının şöhretine layık ciddi ve mühim güreşler tutan profesyonel son Türk Pehlivanı Kızılcıklı Mahmut merhumdur. Amerika’da serbest güreş cihan şampiyonluğunu iddia eden Frangoç ve Boğucu Levis ile güreş tutmuş, yenilmemiştir. Hatta Boğucu Levis’i bir keresinde bacak kıskacı ile o kadar zorlamıştır ki, Amerikalı Kızılcıklı’nın baldırları arasında ezilen başını kurtarmak üzere Türk pehlivanın bacağını ısırmıştır.

Kızılcıklı’nın Avrupa Şampiyonluğu
Birinci umumi harp patlamadan 1913-1914 senelerini bağlayan aylarda Paris’te serbest güreş Avrupa Şampiyonası ilan edildiği vakit, müsabakalara iki Türk pehlivanın katılacağı ilan olunmuştu.

Kızılcıklı ile beraber müsabakalara iştirak edecek Selim Pehlivan bizim bildiğimiz pehlivan kıyafetinde Kızılcıklı’dan daha çalımlı ve alımlı bir tesir bırakıyordu. Müsabakaların ilk gecesinde Selim Pehlivan’ı dört dakikada yendiler. Bu yüzden müsabakaların ikinci gecesinde görüşecek Kızılcıklı’dan ümidimizi keserek güreşlere gitmemiştik. Fakat kıyafeti ve cüssesi ile görünüşte bizleri tatmin edemeyen Kızılcıklı’nın ne cevherli bir pehlivan olduğu, Avrupa Şampiyonası’nın üçüncü gecesi anlaşıldı. Doksan altı kiloluk vücut ile önüne çıkan yüz otuz kiloluk heybetli şampiyonları beşer onar dakikada haklaya haklaya şampiyonanın sonuna kadar gelen Kızılcıklı Mahmut, serbestte Avrupa Şampiyonu sayılan İsviçreli’yi de minderden kaçırarak Avrupa Serbest Güreş Başpehlivanlığı’nı hakkı ile kazandı. Bu suretle Koca Yusuflar, Kara Ahmetler, Kurtdereliler, Adalılar gibi Türk pehlivanlığının şeref ve itibarını muhafaza etmiş oldu.


“Yay gibidir kara yağızdır
Gençtir ama nice hünerleri vardır.
Yetmiş bin peygambere göndermeli selam
Peygamberler arasında en sesi gürdür Davut
Bu yağız aslana derler Kızılcıklı Mahmut”

 

Saturday the 25th. Mustafa Aris
Template by QualityJoomlaTemplates